2018’de Eğitimin Durumu

Eğitimin durumu çok kötü!

Sanıyorum bu ifade Türkiye genelinde hemen hemen herkes tarafından uzun yıllardır kabul edilen bir görüş. İstanbul’da sosyoekonomik seviyesi iyi olan bir kişi de, Diyarbakır’da sosyoekonomik seviyesi düşük olan bir kişi de aynı durumdan şikayetçi. İlkokul, ortaokul, lise fark etmiyor; eğitimin durumu çok kötü!

Aslına bakarsanız bu durum Türkiye’nin değil, dünyadaki bir çok ülkenin ortak bir problemi. Finlandiya gibi bir kaç istisnayı göz ardı edersek, Amerika başta olmak üzere bir çok devlet aynı sorunu yaşıyor. Hem de uzun yıllardır. Peki nedir bu problemin sebebi? Eğitimin durumu neden kötü?

Bu konuda çok manidar bir video var. “Eğitim Sistemini Dava Eden Adam” isminde bir video. YouTube linkine buradan ulaşabilirsiniz. Bu videoda davacı hakime 150 yıl önceye ait 3 adet fotoğraf gösteriyor. Bir otomobil, bir telefon ve bir sınıf ortamı fotoğrafı. Sonra da günümüze ait bir otomobil, bir telefon ve bir sınıf ortamı fotoğrafını gösteriyor. İlk iki görselde inanılmaz bir değişim varken, sınıf ortamları günümüzde de 150 yıl önce de aynı gözüküyor. Değişim sıfır!

Eğitim sisteminin kötü olmasının elbette yüzlerce sebebi olabilir. Sıkıcı dersler, ağır ödevler, sınav stresleri vs. Tüm bunların sonucunda olay başarısız öğrencilere, okul fobilerine ve hatta intiharlara kadar gidebiliyor. Hal böyle olunca işin uzmanından kahvedeki Mahmut amcaya kadar herkes şunu söylüyor; eğitimin durumu çok kötü!

Sizinle Albert Einstein’ın çok bilinen bir sözünü paylaşmak istiyorum.

Peki çözüm ne? Eğitim fakültelerinde bu duruma deva olacak şeyler çalışılıyor mu? Araştırmalar neyi gösteriyor? İşin teorisi gerçekten böyle mi?

İşin teorisi ve pratik hayatta uygulanan şeyler gerçekten çok farklı. Uygulanan şey şu; öğrenciler sıralara oturuyor, öğretmen de karşılarına geçip dersleri dümdüz anlatıyor. Hiç bir etkileşim, sorgulama veya tartışma ortamı (21.yy becerilerine dair hiç bir şey) yok. O da eğer şanslıysanız, çünkü çoğu okulda bu ortam bile yok. İşin teorisinde ise Yapılandırmacı Eğitim diye bir kavram var. Odağın öğrencide olduğu, düz anlatımdansa etkileşimin öncelikte olduğu, oturmak yerine hareket etmenin önemli olduğu bir sistem var teoride. Hatta eğitim müfredatımız da bu sistem üzerine kurulmuş. Taa 2005’ten beri! Peki uygulanıyor mu? Hayır, uygulanmıyor. Uygulanamıyor.

Bu konunun sebeplerini daha iyi anlayabilmek için derinlere ilerlememiz gerekiyor. Her şeyden önce öğretmenlik mesleğini iyi kavramış olmamız gerekiyor. Öğretmenlik mesleği hakkında aslında ne biliyoruz? Yazın 3 ay tatilleri olması dışında bildiğimiz bir şeyler var mı? Sınıflarda yaşadıkları olayları, karşılaştıkları zorulukları, idare ve veli isimli iki otorite arasındaki nasıl hayatta kaldıklarını; bunları biliyor muyuz acaba?

Öğretmenler, bir konuyu öğrencilerin kafasına sokan kişiler değil; öğrenme sürecinde onlara rehberlik yapan kişilerdir.

Öğretmenlik gerçekten yıpratıcı bir meslek. Üniversiteden çıkıp da meslek hayatına başlayan öğretmenlerin çoğu, sudan çıkmış balığa dönüyor. Okulda kapıların arkasında yaşananlar bizim bildiklerimizin çok ötesinde. Yeni öğretmenler sahip oldukları heves ve heyecan ile öğrencilerine etkileşimi yüksek aktiviteler yapmak istiyor, ancak beklemedikleri bir çok engelle karşılaşıyor. “Ne gerek var”, “Eski köye yeni adet getirme”, “Alışırsın hocam, bırak bu işleri” ve daha niceleri. Yeni öğretmenler için ilk motivasyon kırıcı etken idealizmden uzak, yıllanmış öğretmenler oluyor. Öğretmen bir şekilde bunları savuştursa bile, bu sefer de karşısına idari problemler çıkıyor. Yenilikçiliği olmayan okullarda idare, öğretmenlere gereksiz bir baskı oluşturuyor. Bu da geçse, bu sefer çekilmesi zor veliler öğretmenin başının derdi oluyor. “Bizim çocuk zekidir, kötü not aldıysa sen öğretemedin demek. Notunu yükselt çocuğumun!”

Kısacası sistem ne kadar yenilikçi ve teoriye uygun olursa olsun, buradaki asıl rolü öğretmenler oluşturuyor. Öğretmenler ise yaşadıkları zorluklar karşısında hiç bir yerden destek bulamıyor ve içine kapanıyor. Bunun sonucu olarak idealist ve hevesli öğretmenler de bir yerden sonra klasik öğretmenler gibi oluyor. Bu yüzden de eğitim sistemi olduğu yerde sayıyor.

Çözüm basit. Hepimiz elimizi taşın altına sokmalıyız. Eğer eğitim hepimizin kanayan yarası ise, hep birlikte bu soruna çözüm olmaya başlamalıyız. Bu işe de öncelikle öğretmenlerimizi anlayarak, sistemi onlarla birlikte iyileştirmeye çalışarak başlamalıyız. Yukarıdan inme sistemsel değişiklikler yerine, odaklanmış ve küçük çaplı iyileştirmeler yapmalıyız.

Niyetimiz iyi ve aksiyon alma eğilimimiz de olduktan sonra, sistem kendi kendisini zaten düzeltecektir. Misal, biz bir kaç öğretmen arkadaş ile birlikte sisteme bir şekilde katkı sağlamak umuduyla Mektepp isimli bir proje geliştirdik. Bu proje ile bir yandan öğretmenlere öğrencileri sınıf ortamlarında aktifleştirecek içerikler sağlamaya çalışıyoruz, bir yandan da idealist ve yenilikçi öğretmenleri birbiri ile buluşturup yalnız olmadıklarını hissettirmeye çalışıyoruz. Siz de bu bağlamda mutlaka eğitimi iyileştirmek adına yapacak bir şeyler bulabilirsiniz. Olur da bizim projemize de destek olmak isterseniz, sosyal mecralardan bizi takip edebilir ve çevrenizdeki öğretmenlere bizden bahsedebilirsiniz.

Gelecek nesillerin daha iyi bir eğitim aldığı bir dünyada buluşmak dileğiyle…

 

Bu yazının aynısına Medium hesabımızdan ulaşabilir, Mektepp’i Medium üzerinden de takip edebilirsiniz.


Yorum Yap

author
Muammer Dolmacı

Tüm hakları saklıdır. © Mektepp